şanssızlık

etrafta bu kadar şansı yaver giden insan varsa bir o kadar da şansız insan olması gerekiyor doğal denge açısından. örneğin bu civarın şanslı insanlarının dengelerini ben sağlıyorum şanssızlığım ile. onların işleri yaver gitsin diye tüm kötülükleri emiyorum, kendi şanssızlığımı yaratıyorum. bırakın şanslı olmayı notr kalıp şansızlığa düşmesem bir sıkıntım olmayacaktı. herşey lise sonda en sevmediğim yer olan tahtada sözlü ile başladı. tüm sınıfın dikkati başka yerdeyken usulca sorunun cevabını tahtaya çiziktirip yerime geçecek, sıramı savacaktım. topluluk önünde fazla durmaktan rahatsız olur, küçülürdüm. tam da işimi bitirmekteydim ki sınıfın kapısı açılıp içeri müdür girdi. sınıfın havası hemen değişti, ayağa kalkıp oturma sesinden sonra benim tahtada olduğum herkes tarafından o an farkedildi. gelen adam yıllık hakkında konuşma yaparken ben de koca cüssesinin arkasında kalmış önden çok itici duran kafasının arkasındaki ensesini izlemeye başlamıştım. saç bitiminin altından başlayan kıl köklerine dalmış, ne kadar büyük olduklarını düşünüyordum ki lafını bitirip sağına döndü, ''iyi dersler hoca hanım'' dedi. sınıftan çıkmak üzere biraz daha hareketlendi ki gözü bana takıldı. anlık bakışı hiç hoşuma gitmemişti. ''onlar ne öyle?'' dedi. ne sorduğunu anlayamamıştım. saçım kısa, favorim yoktu. ceketim kravatım herşeyim yerinde okul armam gurula göğsümdeydi. tonlaması sertti. kısa bir süre kendimde kusur aradım fakat bulamadım. ben sessiz kaldıktan sonra ''o ayakkabılar ne git değiştir öyle gel'' dedi. bizim okulda spor ayakkabı yasaktı. okula yürüyerek geldiğim için bu yasağı reddetmiş yine bildiğimi okumuştum. sınıfın önünde azarlanıp rencide oluyordum. içimi sıcak bastı, özür dilemeyi düşündüm ayakkabım adına ama bişey diyemedim. çantamı bile almadan beni omuzumdan döndürdü, önüne kattı ve çıkışa kadar arkamdan geldi. arada bana terbiyesiz, utanmaz diyordu. sanırım zor bir gün geçiren bu adam biraz rahatlamak için yapıyordu bunları. benim yıllardır süren şanssızlığımın ilk bu olay ile başladığını düşünüyorum. ardından neler başıma gelmedi ki en ufağından en büyüğüne kadar bir sürü şanssızlık yaşadım. doğa bile bana karşı acımasız olmuş benim oturduğum yerleri gizli nem, çamur ile kaplamıştı her seferinde. otobüste hep güneş gelen tarafa oturmuş, ödev dağılımlarında hep en kazık konuya düşmüştüm. murphy yasaları dediler, kötü düşünce kötüyü çeker dediler bunun üstüne çabaladım yine olmadı. torbadaki biralardan tek fışlayan benimkiydi, son çekirdeğim acı çıktı ağzımı yaktı. tatile gittim kumda futbol var dediler çok eğlenceli dediler. çıplak ayağımı kumda gizlenen hain bir kiremit kesti. denize girdim denizanası yüzümü emdi. herkes güneşlenirken ben dikişli ayak ve yüz ağrısı çektim. geçen yıl az daha askere gidiyordum okul sınıftan yalnızca benim askerlik işlemlerimi atlamış. şimdi düşünüyorum da bu ve daha sayamadığım daha birçok şanssızlığımın o günkü sözlü ve müdür ile bir alakası mı var acaba. araştırdım ki müdür o okuldan gitmiş. bu adamın civar civar dolaşıp gözüne kestirdiklerini lanetleyen bir tür erkek cadı, büyücü olduğundan başka elle tutulur bir ihtimalim kalmadı. beni ense kıl kökleri ile hipnotize ederek zihnimi boşalttı ve omuzuma dokunarak lanetledi. şimdi hayatımı köşe bucak o müdürü arayarak ve genç arkadaşlarımı tahtada sözlüye kalktıklarında içeri müdür girip konuşma yaparsa kesinlikle ense kıl köklerine bakmamaları hususunda uyarıyorum.

0 Response to "şanssızlık"

Yorum Gönder